Dünyada dengeler değişiyor mu ? Değişimi isteyenler kim ? Türkiye değişimin neresinde ?

Son pandemi sürecinde dünyanın sadece bir virüsle başetmediği aynı zamanda 80 yıllık perdelenmiş yeni dünya düzeni planlarının tozlu raflardan indirilip uygulamaya koyulması için birileri tarafından basılan bir düğmenin sonuçları olabileceği düşüncesi çoğu kişinin aklında büyük bir soru işareti olmuştur.

Dünyayı yönettiği sanılan ezoterik örgütler eğer varsa bu sürecin içinde olmaları kaçınılmazdır, zira bu her bir örgütün hedefledikleri idealler insani değerleri hiçe saymasına yol açabilecek kadar hırsla kaplanmıştır, bunun en büyük örneklerini 2. Dünya savaşından bu yana her on sene de bir gördüğümüz muhakkaktır. Bunun en büyük kanıtlarından biride Stalin'in "1 kişi ölürse olay 1 milyon kişi ölürse istatistik olur" cümlesinde saklıdır.

Varsayılan ezoterik örgütler eğer ki dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışıyorsa ilk olarak tüm dünyaya ülke sınırlarının, demokrasiye dayalı işbirlikleriyle kurulan Avrupa, NATO vb. birliklerin aslında bir perde olduğunu ve istedikleri zaman her bir ülkenin, milletin globalleşme uykusundan uyanıp kendi iç kabuğuna dönebilecekleri mesajı olabilir.

Zira yıllardır teknolojilerine, filimlerine, medeniyetlerine hayran olduğumuz büyük devletler birer birer içlerine kapanmış sadece kendi vatandaşlarının sağlık sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştır, hatta bu büyük ülkeler kendi vatandaşlarının bu virüs karşısında savunmasız kalıp ölmelerini izleyerek tüm acziyetlerini sergilemiş ve tüm dünyada oluşturdukları sahte gelişmişlik ve medeniyet algılarını kral çıplak dedirtircesine kaybetmiştir.

Koca ülkeler bir kaç milyon mülteciyi bünyelerine almaktan korktukları için sınır kapılarında barikatler kurup, savunmasız kadın ve çocuklara mermi sıkmaktan çekinmeyerek pandemi öncesi ilk yüzlerini açığa çıkarmışlardı zaten ve Brexit sürecinde İngilitere'ye adeta Avrupa Birliği'nden  çıkmaması için yalvarır konuma gelmiş tüm dünyada konu ile ilgili algı oluşturmaya çalışmışlardır.

Korona Sürecinden Sonra AB

Korona sürecinden sonra AB ülkeleri süreçte aldığı derslerle kendi içlerine kapanıp sadece kendi ülkelerinin refahı için çalışması kaçınılmazdır. Bunun başlıca nedeni olarak Korona salgını süresince AB ülkelerinin birbirlerine karşı uyguladıkları ambargolar, bencillikler delil niteliği olacaktır. Zira her ülke büyük ekonomik zararlara uğramış ve toparlanma sürecinde öncelikleri ekonomilerine düzen getirmek olduğu için sınırları olmayan medeni avrupa ütopyası çok sonra gelecektir.

AB dağılır mı diye soracak olursanız dağılmaz sadece şekil değiştirir ve ilk değişime de schengen vizesiyle başlaması olacaktır, zira schengen vizesi turizm açısından zayıf kalan AB ülkeleri için büyük bir ekonomik kayıptır örnek olarak Polonya veya Estonya'dan schengen vizesi alan bir kişi bu ülkeleri aktarma ülkesi olarak görüp soluğu İtalya, Fransa, İspanya gibi meşhur ülkelerde almaktadır ve burda schengen vizesi almak için aracı konumda kalan ülkeler ekstra bir turizm kazancı elde edememektedir ve adeta AB 'nin kurucu babası konumunda ki ülkelere memurluk yapmaktadırlar.

Her bir ülke AB dışı ülkelrle schengen harici vize anlaşması yapması kaçınılmaz hale gelecektir çünkü turizm nakit akışı için önemli bir enstrumandır.

Hatta bazı ülkelerin schengen vizesi yanı sıra Euro para biriminden kendi para birimlerine geçmesi de mantık çerçevesindedir.

Yeni Dünya Düzeninde Türkiye'nin Yeri

Türkiye ise Korona sürecinde medeniyetin, insanlığın herşeyden önce geldiğini tüm dünyaya ispat etmiş ve çeşitli çıkarlar için yıllarca bir birleriyle ittifak halinde olup korona sürecinde birbirini tanımayan ülkelere elinden geldiğince destek göndermiştirtir. Türkiye'nin bu yaklaşımı çoğu ülkede geçmişte yaptıkları ittifakları sorgulatır hale getirmiştir ve yeni dünya düzenin'de Türkiye'nin ayrı bir yeri olacağı kaçınılmazdır. 

Yeni dünya düzeninde Türkiye'nin AB tarafından kabul göreceği kaçınılmazdır ancak Türkiye'nin AB üyeliği hakkında daha detaylı düşünüp kar ve zararını iyi analiz etmesi gerekmektedir, Korona sürecinden sonra bir çok AB ülkesi maddi kayba uğradığından Türkiye'nin AB ye üyeliğinin ülke bütçemize ekstra yük getireceği gözle görülebilir bir gerçektir, çünkü AB kurucu ülkelerinin korona sürecinde ihtiyaç sahibi ülkelere ekonomik yardım yapmadığı deneyimlendiği gibi gelecek süreçte de eğer ki Türkiye AB ye girerse bu yükün büyük bir bölümünü Türkiye'ye yükleyecekleri aşikardır. Türkiye'nin iyi bir hamle yapıp AB üyeliği yerine ayrı ayrı tüm AB ülkeleri ile ticari ve vize bazında anlaşmalar yapması ülke için daha faydalı olacaktır.

Dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen çeşitli oluşumların olduğu varsayımı yapılırsa bunun karşılığında Mete Han'dan beri türklerinde kurmuş olduğu güçlü bir oluşum olduğu unutulmamalıdır ve her türlü Türk milletine karşı oynanacak oyunlara karşı 2 bin senelik bir aklın var olduğu da düşünülmelidir.

 

Şükrü Ali ÖGEL

 

 

PopUp Penceresi

PopUp Penceresi